Ebeveyn

Kusursuz çocuk yetiştirme telaşında en çok kimi unutuyoruz? Tabi ki kendimizi.
Günlük koşturmaca arasında aynaya bakıp yüzümüze süreceğimiz alelade bir nemlendiricinin bile lüks sayıldığı anlar, uykusuzluktan sızlayan gözler, lohusalığın o fırtınalı tüneli, ‘Öyle yapılmaz, böyle yapılır’ diyen o bitmek bilmeyen eleştirel seslerle başa çıkma çabası… Ve bazen, tükenmişliğin tam ortasında yalnız bir ebeveyn olarak tüm o yükü tek başına sırtlanmak.
Bu kategoride projektörü çocuklarımızdan çekip, aynayı kendimize çeviriyoruz. Çünkü çok iyi biliyoruz ki; biz iyi olmadan, onlar iyi olamaz. Kendimize şefkat göstermenin, kısacık bir mola yaratmanın veya sadece ‘Bugün çok yoruldum, yapamıyorum’ diyebilmenin suçluluk hissettirmediği bir alan burası. Ebeveynliğin görünmeyen, yorucu ama bir o kadar da gerçek dünyasını konuşuyoruz. Uçaklardaki o meşhur kuralı nihayet hayata geçiriyoruz: Oksijen maskesini önce kendimize takıyoruz.

